sophisticated minds make me just crazy
..
kinizmsiz ironiyi, nihilizmsiz farkındalığı, suçluluk duymadan eğlenmeyi, riyasız kibarlığı, yapmacıksız çekingenliği, merhamete dayanmayan cömertliği, yalnız geçirilmeyen geceyi, arabasız sokakları, sıkıntısız mutluluğu ve nedensiz gözyaşlarını seviyorum.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
-Ahmet Arif
düşün ki, gölge bile doğuşunu ışıktan alır..
iki seçenek vardır;
hafızamız hep iyi şeyleri anımsar, otomatikman kötü anıları bilinçaltında bastırma dürtüsünden kaynaklanan..yahut,
beyin hep kötü yaşanmışlıkları hatırlar, o anlarda vücuttaki homostatik dengeyi tetikleyerek kalıcı izler bıraktığı için..
gelgelelim, herşeyde olduğu gibi burdaki ikililik de pek kafa yormaya değmese gerek; nitekim millet meselenin misal “kadın ne ister?” cevabı kadar basit olabileceğine olan inançlarını yitireli yüzyıllar olmuş.
Yaşayan yazmaz ve ölen de yazmaz. Ölmemek isteyen yazar. Ölmeyi bilmeyen. Ölmeyi beceremeyen.
Bir “yazar” artık “yazmaz” olduysa,
Bilin ki ya sahiden yaşıyordur.
Ya da sahiden ölüyordur.
"hayaldir. gökkuşağının altından geçmek bir gün. hayal edersin ve “belki” dersin. gerçekleşse o gün mutlu da olursun. ama bilirsin ki hayatın boyunca gökkuşağının altından geçemesen de bu seni mutsuz etmeyecektir. hiç bu yüzden ağlamayacaksındır misal. belki zavallıca.. yine de asıl zavallı olan ne bilir misin. “gel hadi! şimdi seninle gökkuşağının altından geçeceğiz” dendiğinde, öyle inanırsın ki, hayaline bile, onu yaşamaya gidersin. olmaz. bi kez daha denir; “bak bu sefer olacak”.. sonra, bi kez daha. hepsinde de en çok edilmeyen vaatlere güvenirsiniz aslında. olmama ihtimalini de işin içine kattığına göre olabileceğine gerçekten o da inanıyor ki “gel” diyor belki der, hep aynı yürüyüşe çıkarsın. işin kötü yanı ne bilir misin? öyle ya nerden bileceksin. işin en boktan yanı, en kötü senaryoda bile, o renklerin altından geçmenin göz pınarlarından yaş akıtamayacak kadar hayal olduğuna inanmış olman bir kere. çünkü buna rağmen denemeye kalkışacak kadar naif ve bu kadar gerçekçi bakabilmenin yan etkisi; ne olursa olsun ağlayamayacak kadar acınası bir haldesin.
böyle.. , içimde içimde.. , sigaralar söndürüyor her seferinde, farkında değil.
ve hala, öyle inanıyorum ki farkında olsa “bunlara neden olan o adam ben olamam” diyebilecek kadar şaşırtırdı onu bile yaralarımın şiddeti.
—
uyar.thani yağmur sonrası koku vardır ya. hani bi garip; hem huzur solursun öylesi dingin, hem de boğulur nefesin azot acısıyla..
Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş
Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım
Mevlana
(Source: gelenigeleneaktar)
yaza minnet şeklim uzattığım sabah sattlerim; sekizde mi evden çıkacağım, en geç yedide ayakta, penceremi açmış, çayımı elime almış, müziğim fonda dolaşıyorumdur etrafta.. öyle sindire sindire. hakkını vermek lazım sana sunulan mutlulukların, yemeği yapanın ellerine sağlık demek için bazen sadece tabağı ekmekle sıyırmak gibi hani biraz, pudingin karıştırma kabında kalan ksımını parmaklamak gibi.. yine de şu sıralar kahverengi bi bez ayakkabıyla kendimi şımartmak istiyorum mesela. ama kabul ki basit bir tokanın hediye edilmiş olması kadar ruhumu okşamazdı bu. ve kendi ellerimle çekirdeğini toprağa düşürdüğüm şeftalinin ağacı penceremin önündeki. ve ne biliyor musun? bence yaz tam da uzun süre beklendiği için daha bi güzelleşiyor. ve şükür ki gözlerim görüyor.
aslında..
değişmeli insan. hergün. biraz.